Henüz daha ülkeden dışarı adım atmamışken size bir soru sorsalar: “Yurt dışında ilk nereyi gezmek istersin?” Sanırım bu sorunun cevabı çoğu kişide Roma olacaktır. Çünkü Roma sadece bir rota değil aynı zamanda geçmiş ve bugünü birbirine bağlayan dünyadaki en önemli köprülerden biri.
Adımınızı attığınız ilk andan itibaren bir açık hava müzesindesiniz. Kiliselerinden antik yapılarına, tiyatrolarından müzelerine, pazar yerlerinden sıradan binalardaki sanatsal dokunuşlara kadar Roma insanı büyülüyor. Öyle ki bizim gibi dönüş yoluna geçmişken bile bir kiliseye zor edip oradaki sanatsal işleri görme mücadelesi yaşayabilirsiniz. Yanınızda size uçağın kaçacağını hatırlatacak biri yoksa Roma’da gerçekten uçağı kaçırabilirsiniz.

Yurt dışını gezmeye Roma’dan başlıyorsanız -hatta bir tık daha ileri gidelim- İtalya’da ilk olarak Roma’ya gidiyorsanız daha önce yurt dışına çıkmış olsanız da daha ilk adımda şehrin size bambaşka ufuklar açacağını anlamış olursunuz. İtalyan ülkelerinde kuzey bölgeler (Milano gibi) ve güney bölgeler (Sicilya gibi)arasındaki üstünlük çatışmasını mutlaka duymuşsunuzdur. Roma’nın coğrafi olarak tam ortada kaldığını da hesaba katarsak şehrin diğer bölgelere göre daha tercih edilir (ya da ilk sırada tercih edilir) olması da size mantıklı gelecek.
Eğer Roma’yı sakin bir döneminde görmek isterseniz -bu ne kadar mümkün olabilirse tabi- kesinlikle yaz dönemini tercih etmemelisiniz. Bu dönemde Trevi Çeşmesi, Pantheon, Navona Meydanı gibi bilindik bölgelerde adım atamayacağınız kadar büyük yoğunluklara maruz kalabilirsiniz. Buna yaz sıcağını da eklerseniz Roma keyiften çok eziyete dönüşebilir. Ekim, kasım, nisan ve mayıs ayları Roma için en uygun aylar olarak listenize girsin.
Başlamadan önce son bir hatırlatma: Roma’ya gidiyorsanız günde en az 20 bin adımı gözden çıkarmalısınız. Şehir o kadar güzel ve göz kamaştırıcı ki ayaklarınız size durmak isteseniz de izin vermeyecek. Bir kiliseyi bitirip ilerleyecekken birkaç yüz metre caddenin ortasında tarihi bir kalıntı karşılayacak sizi. O sebeple Roma biraz da şişmiş ayaklar demek!

Roma Gezi Rehberi

KOLEZYUM (COLOSSEO)
Roma dendiğinde akla ilk gelen yer… İtalya’nın en ikonik yapılarından biri… Öyle ki her yol buraya çıkıyor. Gecesinin de en az gündüzü kadar güzel olduğunu belirtmek lazım. İçerisi genelde gündüz geziliyor ancak lisanslı rehberler tarafından yapılan özel gece turlarıyla da içeriyi gezebilmeniz mümkün. Dünyanın en büyük amfi tiyatrosu olan Kolezyum aynı zamanda antik bir mühendislik harikası. Bu yapının sadece üçte biri günümüze ulaşabilmiş.
50-80 bin seyirci kapasitesi ile gladyatör dövüşleriyle halk gösterilerine ev sahipliği yapmış. Başlangıçta göz alıcı mermerlerle kaplıymış, sonraki yüzyıllarda Taşocağı gibi kullanılmış ve mermerleri başka binaların inşaatında kullanılmak üzere yağmalanmış. Üzerindeki deliklerin sebebi de bu.

Kolezyum’a bakış açınızı değiştirecek diğer bilgiler şöyle: Seyircileri güneşten ve yağmurdan korumak için tepedeki direklere bağlanan devasa bir tente sistemi bulunuyormuş. Arena’nın zemini kaldırılarak suyla doldurulabiliyor ve burada görkemli sahte deniz savaşları sahneleniyormuş.
Biletler: Kolezyum için alınan biletlerle Roma Forumu ve Palatino Tepesi de geziliyor. Bilet ücreti yetişkinler için 18 Euro. (2026)
Bonus: Her ayın ilk günü Roma’daki pek çok turistik mekan ücretsiz bir şekilde gezilebiliyor. Tatilinizi bu zaman dilimine denk getirerek -sıra beklemeyi göze alıyorsanız- turistik yerleri bilet almadan da gezebilirsiniz.

ROMA FORUMU (FORO ROMANO)
Kolezyum’un hemen yanı başında bulunan ve Kolezyum’a aldığınız bilete dahil olan antik Roma dönemine ait bir pazar alanı. Her bir noktası ayrı ihtişamlı. Eğer Kolezyum’u dışardan görmek size yetecekse burayı da bilet almadan rahatlıkla birkaç noktadan görüp fotoğraflarını çekebilirsiniz. (Biz de Kolezyum bileti almadan gezmeyi tercih etmiştik.)
Forumu bilet almadan görüp fotoğraflayabileceğiniz noktalar:
1. Via Tor de Conti için konum bilgisi bırakıyorum: 41.894279, 12.487275
2. Santa Maria in Aracoeli Bazilikası’na sırtını dön. Sol tarafındaki merdivenleri çıkarak binanın yan tarafına dolaştığında ilerleyen yolu göreceksiniz. Bu yolun devamı size muhteşem bir forum manzarası sunacak.
3. Üçüncü ve en kolay yöntem ise Kolezyum’dan Vittorio Emanule 2 Anıtı’na doğru caddeyi takip etmek. Yol boyunca yine güzel manzaralar size eşlik edecek.

SANTA MARIA AI MONTI (MADONNA DEI MONTI)
Minik bir kilise molası… Kolezyum’a yürüme mesafesinde, ücretsiz girişli bir sanat harikası. Tesadüfen denk gelip girdiğimiz ve Roma’da gördüğümüz ilk kiliseydi. Çok daha fazlasını göreceğiz ama bu bile tek başına harika! 1580 yılında yapıldığı biliniyor ve hakkında tüyler ürpertici rivayetleri de barındırıyor.

MARCELLUS TİYATROSU
İlk bakışta Kolezyum’a ne kadar da benziyor, değil mi? Ancak bu tiyatro Kolezyum’un inşasından tam 80 yıl önceye tarihleniyor. Üstelik Kolezyum’un mimarisine de ilham kaynağı olmuş. İşte karşınızda antik Roma’dan günümüze ulaşan ulaşan en eski açık hava tiyatrosu!

SANTA MARIA IN ARACOELI KİLİSESİ
Capitol Tepesi’ne yerleşmiş, Orta Çağ izlerini taşıyan Roma’nın ihtişamlı kiliselerinden. Kilise öncesinde 124 basamaklı dik bir merdiven sizi bekliyor. Başlamadan önce tüm enerjinizi toplayın ve merdivenleri adımlayın. Orta Çağ’da insanlar bu basamakları adımlamadan önce dilek tutar ve dileklerinin kabul olması için basamakları dizlerinin üzerinde çıkarmış.

VITTORIO EMANUELE 2
Romalılar buraya “Daktilo” ve “Düğün Pastası” gibi lakaplar takmış. Sebebi de şehrin tonlarına aykırı beyaz saf bir mermer rengine sahip olması ve çok büyük yapısından dolayı burayı sevmemeleriymiş. Şehrin 360 derece panoramik manzarasını izlemek isterseniz burası mükemmel bir alternatif. Anıt alanını ve Meçhul Asker Mezarı’nı ücretsiz gezebilirsiniz. Panoramik teras ve cam alanlar için 18 euro ücret ödemeniz gerekiyor. (2026) 18 yaş altındaysanız giriş tamamen ücretsiz.

FONTANA DI TREVI (TREVİ ÇEŞMESİ / AŞK ÇEŞMESİ)
Roma’nın ennn ikonik yapısı… İtalya için Roma neyse Roma için de Trevi o anlama geliyor. Muazzam bir turist kalabalığı, asla tek başınıza çıkamayacağınız kadrajlar ama bunlara inat muazzam bir mimari ile haşır neşir olacağınız dünyadaki sayılı yerlerden biri. Nicola Salvi tarafından yapılmış, rivayetlerle de taçlandırılmış bir turist merkezi.
Eskiden herhangi bir ücret ödemediğiniz bu mimari şahaneye yaklaşmak istiyorsanız artık saat 09.00 ile 22.00 arasında 2 Euro ödemek durumundasınız. Öncesi ve sonrası saatlerde ücretsiz bir şekilde suyun yanına inebiliyorsunuz ama öncesinde muazzam kalabalıktan sıra kapmanız gerekecek. Gerçek bir yalnızlık istiyorsanız gece saat 03.00-04.00 saatleri gibi gelmeniz gerektiğini düşünüyorum.
ÖZEL BİLGİ: Gittiğinde Salvi’nin kendisini sürekli eleştiren berberden intikam almak amacıyla onun görüş açısını kesmek için yaptığı taş vazoyu görmeyi unutma.

GALLERIA SCIARRA
Vakti zamanında avm olsun diye planlanmış ancak sonrasında bu fikirden vazgeçilince harika fotoğraflık boş bir galeri olarak kalmış bir mekandayız. Gezilecek, incelenecek bir olayı yok. Ancak içindeki detaylar harika arka planlar oluşturuyor. Fotoğraf çekilmeyi sevenler için güzel bir alternatif. Trevi’ye yakın, giriş ücreti yok.

SANT IGNAZIO DI LOYOLA KİLİSESİ (NAMI DİĞER AYNALI KİLİSE)
Eveett, Roma denilince sosyal medyada Trevi’den sonra en çok videosu dönen yer olabilir. Giriş ücretsiz. İçerdeki aynaya 1 Euro attığınızda tavanın ışıkları sizin için bir dakikalığına yanıyor ve bu muhteşem tavana kafanızı kaldırmadan bakabiliyor ve fotoğraflar çekilebiliyorsunuz. Ancak bu kilisenin bundan çok daha özel numaraları var:
Yukarıdaki fotoğrafta alt kısımda kalan sağ ve sol kadrajdaki resim gruplarına baktığınızda ortada taşıdıkları nesneler üzerinde yazılar göreceksiniz. Bunlar tavanın dört köşesine de yerleştirilmiş olan kıta isimleri: Asia, Africa, America, Europa yazılarına kafanı kaldırıp bakmayı unutma. Peki, nedir bu yazıların amacı? Ansrea Pozzo, dönemin bilinen dört kıtasını kullanarak Cizvitlerin dört bir yanına yayılan misyonunu anlatıyor.

Tavana baktığınızda resmedilmiş en büyük illüzyonlardan birine şahitlik etmeye hazır mısınız? Sunağa yaklaşana kadar bu tavanı bir kubbe zannediyorsunuz. Ancak sunağın yakınlarına geldiğiniz anda anlıyorsunuz ki bu tavan aslında düz. Andrea Pozzo bu açıyı öyle güzel bir yerden oluşturmuş ki ancak yakınına geldiğinizde bu gerçeği fark edebiliyorsunuz. Ayrıca bir üstteki tavanda da aynı oyun var. Aslında düz bir tavana yapılan en iddialı tek yüzeyli resmi bir selfie aynasından görmek gerçekten muhteşem. Tavanların bu şekilde yapılma sebebi ise hem bütçenin tükenmesi hem de yanındaki manastırın gün ışığını engelleme endişesidir.

PANTHEON
Antik Roma döneminden günümüze gelen en iyi korunmuş anıtsal tapınağa bakıyorsunuz. MÖ 27’de yapılmış ve anlamı da Tüm Tanrılar. Tabi yangınlar sonucu zarar görmüş. MS 125’de bugünkü şeklini almış. Kubbenin tepesinde 9 m. çapında bir açıklık var ve bu, binaya tek doğal ışık kaynağını sağlıyor. Bunun adı da Oculus, yani Göz Deliği. İçerde ünlü Rönesans ressamı Raffaello’nun ve bazı kralların da mezarları yer alıyor. Binanın dış cephesindeki şu devasa yazıda da yapının ilk ustası Agrippa’nın tam adı yer almakta.
Pantheon giriş ücreti 5 Euro. Bunu önceden internetten alabildiğiniz gibi geziniz esnasında kapıda bekleyerek de alabilirsiniz ama baya’ bi’ bekleyerek!!!

SANT LOUIS DES FRANÇAIS KİLİSESİ
Şimdi bana “Senin de öncelik sıralaman bir değişik!” diyebilirsiniz ama Roma’da en çok etkilendiğim kiliselerden biridir kendileri. Caravaggio’nun üç müthiş eserini sadece 5 metrekare alanda yan yana görünce ihtişamdan gözleriniz kamaşabilir. Pantheon’a çok yakın. Giriş ücretsiz. (Bu muazzamlıkta isimlerin eserlerini ücretsiz görebilmek nasıl bir duygu bilir misiniz? -duygusal surat- )
-Yalnız dikkat! Bu tarz kiliselerde omuzların açık olmaması ve kısa şortlar giymemeniz gerekiyor. Ben de hazırlıklıydım normalde ama hırkamı evde unuttuğumu kapıda görevli tarafından geri çevrilince fark ettim.


NAVONA MEYDANI VE DÖRT NEHİR ÇEŞMESİ
Barok mimarisinin baş yapıtı kabul edilen bu meydan, MS 1. yüzyılda inşa edilen Domitianus Stadyumu’nun bulunduğu yere inşa edilmiştir. Antik Roma döneminde bu meydanda oyunlar izlenirdi, bundan dolayı meydan “rekabet arenası” olarak da bilinir. Roma’nın en hareketli ve ünlü meydanlarındandır. Meydan bünyesinde çok sayıda restoran, bar, gece kulübü, kafe barındırır. Gece gündüz canlı ve hareketlidir. Meydanın kuzey ucunda Neptün, güney ucunda Moro ve ortada Dört Nehir Çeşmesi bulunuyor.
Meydanda yer alan üç çeşmenin en ünlüsü Bernini tarafından tasarlanan Dört Nehir Çeşmesi’dir. Dünyanın dört büyük ırmağı olan Nil, Ganj, Tuna ve Rio de la Plata’dan ilham alınarak tasarlanmış bir çeşme burası. Tabi Trevi kadar olamaz ama yine de ihtişamlı bir görüntüsü var. Görülmeye kesinlikle değer.

İSPANYOL MERDİVENLERİ VE PIAZZA DI SPAGNA
Neden meşhur olduğunu anlayamadığımız o yer: İspanyol Merdivenleri. 🙂 Yakınındaki İspanyol konsolosluğu nedeniyle İspanyol merdivenleri adını almış. Merdivenin üstünde Trinita dei Monti Kilisesi bulunuyor. Orayı da ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

VIA DEL CORSO
Roma’da çılgınlar gibi alışveriş mi yapmak istiyorsunuz? O halde adres belli: Via del Corso Caddesi. Pek çok mağaza bu cadde üzerinde bulunuyor. Her bütçeye uygun mağazayı bulacaksınız. Bu caddenin sonu Popolo Meydanı’na çıkıyor. O sebeple bu rotaları birleştirebilirsiniz.

SANT AMBROGIO E CARLO AL CORSO BAZİLİKASI
Blog okuyucularımıza özel mekan önerisi ile geldik. O kadar okudunuz, size de bir jestimiz olsun değil mi ama! Bizim için Roma’nın sürpriz adresi burasıydı. Roma planlarını yaparken denk gelmediğimiz bir duraktı bizim için. Via del Corso Caddesi’nin üzerinde bulunan harika bir bazilika. İhtişamı çok güçlü. Giriş ücretsiz. Ayrıca bazilika içinde özel bir şapelde Aziz Charles Borromeo’nun kalbinin muhafaza edildiği bilgisini de sizinle paylaşalım.

POPOLO MEYDANI VE İKİZ KİLİSELER
Roma’ya geldiyseniz mutlaka görmeniz gereken meydanlardan bir tanesi çünkü burada yok yok. Gördüğünüz Flaminio Dikilitaşı Antik Mısır’dan getirilen MÖ 14.yüzyıla tarihlenen bir tarihi eser. Birbiriyle birebir aynı görünen iki kubbenin olduğu yapı İkiz Kiliseler olarak adlandırılıyor. Kiliselerin adları Santa Maria dei Miracoli (sağda) ve Santa Maria in Montesanto’dur (solda). İlk bakışta simetrik gibi görünüyorlar. Ancak soldaki arsanın daha dar olması sebebiyle mimar Rainaldi Montesanto’ya oval, diğerine de dairesel bir kubbe vererek sorunu çözdü. Ortaya çıkan optik yanılsama kiliselerin “ikiz” olarak adlandırılmasına sebep oldu.
İkiz kiliselerin tam karşısında kalan alanda meydana da adını veren Santa Maria del Popolo Kilisesi yer alıyor. Bu kilise Rönesans mimarisinin bir mücevheri olarak adlandırılıyor. Bir zamanlar hacılar, İsa’nın kutsal göbek bağına tapınmak için buraya akın ederlermiş. İçinde Caravaggio, Raphael ve Bernini’nin eserleri de sergileniyor. Biz gün sonun kaldığı için giremedik ancak mutlaka zaman ayırmanızı tavsiye ediyoruz.

SCALA SANTA (KUTSAL MERDİVENLER)
Hz. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce yürütüldüğüne inanılan kutsal merdivenlerin bulunduğu kilisedeyiz. Söz konusu merdivenlerin fotoğrafını çekmek, kayda almak ibadet yapıldığı için rahatsızlık vermemek gerekçesiyle yasak. O sebeple ben dış tabelanın görüntüsünü bırakabiliyorum. İnternette aratırsanız görseller karşınıza çıkacaktır.
Ziyaretçiler, Hz. İsa’nın çektiği acıları anlamak ve dua etmek için bu merdivenleri dizleri üzerinde çıkıyorlar. Çok etkileyici bir görüntü olduğunu kabul etmek gerek. Giriş ücretsiz. Sessizliği korumanız önemli. Ayrıca uygun kıyafetle gelmeniz konusunda da özen bekleniyor.

SAN GIOVANNI IN LATERANO BAZİLİKASI
Scala Santa’nın tam karşısında bulunan Katolik dünyasının en eski papalık bazilikası burası. MS 324’te yapılmış. “Tüm kiliselerin anası ve başı” unvanına sahiptir. İçerisi muhteşem detaylara sahip. Görülmesi gereken bir yer. Roma merkezinin biraz dışında kalıyor ama 15 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Ya da isterseniz Metro A hattı ile San Giovanni durağında inerek de gelebilirsiniz. Giriş ücretsiz.

TRASTEVERE
Roma’nın en karakteristik, en canlı ve tarihi mahallesi. 3 no’lu tramvaya atlayın ve bu her açıdan orijinal mahalleye uğramadan asla Roma’dan ayrılmayın. Tiramisuyu en çok burada sevdik, meşhur Roma supplisini de en iyi burada yiyebileceğinizi söylüyorlar. (Biz yedik ancak beğenmedik. Bizdeki içi köftenin içine salçalı kaşarlı bulgur koymuşlar gibi düşünün. Ağır bir tat olduğunu düşündüğümüz için bizden geçmedi.) Burayı hem gündüz hem gece görmenizi tavsiye ediyoruz. Özellikle gece saatlerinde buranın meydanı olan Piazza Trilussa’daki gece eğlencelerini kaçırmamanızı şiddetle öneriyoruz.
Trastevere kelime anlamı olarak “Tiber’in ötesi” anlamına geliyor. Dar arnavut kaldırımlı sokakları, tarihi evleri ve canlı gece hayatıyla Roma’nın en bohem bölgelerinden biri. Jul Sezar da dahil pek çok zengin Romalının burada lüks villalar inşa ettiği bilinir.

SANT ANGELO KÖPRÜSÜ VE SANT ANGELO KALESİ
Bir ucu Trastevere, bir ucu Vatikan… Hem tarihsel hem sanatsal olarak çok güzel bir rota olduğunu söyleyebiliriz. Kalenin adının nereden geldiğine dair şöyle bir efsane var: Sant Angelo Kalesi’nin en tepesinde elinde kılıç tutan bir melek heykeli bulunur. Efsaneye göre M.S. 590 yılında yaşanan büyük bir veba salgını sırasında Papa Büyük Gregory, kalenin tepesinde Başmelek Mikail’i görmüş ve meleğin kılıcını kınına sokmasıyla veba salgını son bulmuş. Bu heykelin hikayesi ve kalenin adı bu efsaneden geliyor.
Kale MS 139’da yaptırılmış. Dönemin imparatoru Hadrianus burayı kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa ettirmiş. Rönesans’ta stratejik konumu nedeniyle bir kaleye dönüştürülmüş. Savaş dönemlerinde Papa’nın Vatikan’dan güvenli şekilde kaçabilmesi için bu kale ile Aziz Petrus Bazilikası altında gizli bir geçit olduğu biliniyor.
Osmanlı padişahlarından Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan da yıllarca burada esir tutulmuş ve dönemin padişahı Yıldırım Bayezıt’a karşı bir tehdit unsuru olarak kullanılmış. Kale pazartesi günleri kapalı. Bilet fiyatı 18 Euro. (2026)
Nehri geçip kaleye ulaşmak için kullanılan Sant’Angelo Köprüsü ise Bernini ve öğrencilerinin muhteşem melek heykelleriyle süslenmiş durumda. Heykeller İsa’nın çarmıha gerilişi sırasında çektiği acıları ve kullanılan nesneleri simgeliyor. Özellikle Bernini tarafından yapılan Yazıtı Taşıyan Melek ve Dikenli Tacı Taşıyan Melek heykelleri hava şartlarından zarar görmemesi için Roma’daki Sant’Andrea delle Fratte kilisesinde sergileniyor, köprü üzerindeki heykeller birebir kopyalar. Köprünün temelini oluşturan üç büyük kemer de 1900 yıldır orijinal varlığını koruyormuş.

ROMA HAKKINDA İPUÇLARI
1. Roma, kesinlikle doğru ayakkabı ile gidilmesi gereken bir şehir. Topuklu veya altı kaygan ayakkabılar veya ayağınızdan fırlamaya müsait terlikler burada sizi zorlar. Ayağınızı güzel saran spor ayakkabı ve sandaletleri tercih edin.
2. Aşırı sıcak havalarda Roma’yı tercih etmemeye çalışın. Roma kesinlikle ilkbahar veya sonbahar döneminde gezilmeli. Soğukla aranız iyiyse kışın bile olur. Ancak yazın olmaz. Çok sıcak.
3. Biletler en az bir ay öncesinden alınmalı. Yaz dönemi gidiyorsanız siz onu iki ay yapın hatta.
4. Mümkün olduğu kadar çok İtalyan kahvesi için. Çünkü başka yerde kolay kolay bu lezzeti bulamayacaksınız.
5. Roma’da araç kiralamanızı tavsiye etmiyoruz. Hem park yeri ciddi sıkıntı hem fiyatlar yüksek hem de Roma gerçekten her köşesini yürüyerek gezmeniz gereken bir şehir. Buraya geliyorsanız günde 20-30 bin adımı gözden çıkarmanız gerekiyor.
* Roma ulaşımı ve yeme içme konusunda size rehber bir yazı arıyorsanız sizi aşağıdaki şu başlığa alalım:
* Roma’da Ulaşım ve Yeme İçme Rehberi
* Ayrıca tatilinizi Vatikan ile birleştirecekseniz -ki büyük ihtimal öyle olacak- o halde şurayı da okumayı unutmayın.


Bir yanıt yazın